Uluslararası sözleşmelerde terörizm

SiLeNtKinG

ÖZEL ÜYE
Katılım
13 Şub 2010
Mesajlar
1,385
Tepkime puanı
133
Puanları
63
Konum
Bursa
ULUSLARARASI SÖZLEŞMELERDE TERÖRİZM

Teknolojide meydana gelen gelişmeler sonucu dünyanın her hangi bir yerinde meydana gelen iç sorun kısa süre içerisinde uluslararası nitelik kazanabilmekte ve bir çok ülkenin ortak sorunu haline gelebilmektedir. Nitekim, 11 Eylül 2001 tarihinde ABD, 12 Ekim 2002 tarihinde Endonezya’nın Bali Adasında, 15-20 Kasım 2003 tarihinde İstanbul, 11 Mart 2004 tarihinde Madrid, 07 Temmuz 2005 tarihinde Londra, 23 Temmuz 2005 tarihinde Mısır ve son olarak 9 Kasım 2005 tarihinde Ürdün’ü hedef alan bütün dünyadaki terörist saldırılar, uluslar arası terörizmin geldiği noktayı gözler önüne sermiş ve tehdit ve güvenlik ile ilgili geleneksel bakış açışını derinden etkilemiştir. Bu saldırılar sonrasında gelişen olaylar birçok ülkeyi derinden etkilemiş ve etkilemeye de devam etmektedir. Ortadoğu ve Irak'tan Kafkaslar ve Afganistan'a kadar uzanan geniş bir bölgedeki karışıklıklar buralardaki halklar ve uluslararası toplum için yüksek siyasi, ekonomik ve sosyal bedelleri olan güvensiz bir çevre yaratmaktadır.

Günümüzün terörizmi geniş alanlara yayılmış, kurumsallaşmış, teknolojik olarak gelişmiş ve nihai etkilerinde global özellikler taşır hale gelmiştir. İnternet, terör örgütlerinin politik mesajlarını geniş bir kitleye iletebildiği, bağış toplayabildiği, açık ve yoğun bir şekilde kullandığı araç haline gelmiştir. Terörizm tehdidinin artışı kitle imha silahlarında artışla doğru orantılıdır. Alarm veren bu tehlike trendi “süper terörizm”, biyolojik, kimyasal ya da nükleer şiddetin potansiyelini gün geçtikçe arttırmaktadır. Yine, teröristlerin dünyanın hemen her yerinde ortaya çıkma ihtimali, yerlerinin belli olmaması, sayılarının, sosyal konumlarının belirsizliği ve kullanabilecekleri silahların çeşitliliği asimetrik terör tehdidinin geldiği noktayı ortaya koymaktadır.

Günümüzde terörizmin en tehlikeli tarafı ise kitle imha silahlarına ulaşma imkanının bulunmasıdır. Ekonomik bakımdan güçlü olan bu örgütlerin kitle imha silahlarına ulaşma imkanı geçmişe göre daha yüksektir ve bunlara ulaşma ve kullanma konusunda soğuk savaş dönemindeki teröristlere göre daha kararlıdırlar.

Diğer taraftan, terör örgütlerinin terör faaliyetlerini gerçekleştirmek için ihtiyaç duydukları parayı elde etmek, elde ettiği parayı transfer etmek ve bu paraları faaliyetlerinde kullanmak zorunda olması dolayısıyla terörün finansmanı ile mücadele, terörle mücadelenin vazgeçilmez bir unsurunu oluşturmaktadır.

Ancak, organize suçlar ve terörizm ile mücadele uluslararası camiada geniş kapsamlı bir işbirliği ve dayanışma gerektirdiğinden, bu tehditlerle karşı karşıya kalan ülkelerin tek başına gerçekleştireceği çabalarla kesin bir başarı sağlanamaz. Nitekim, 11 Eylül Terör Saldırılarından sonra terör ve terörün finans kaynaklarını kurutmak konusunda uluslararası platformda büyük bir mücadeleye girişilmiş, Birleşmiş Milletler ve FATF gibi örgütler terör ve terörün finansmanıyla mücadeleye ilişkin bir takım tedbirler geliştirmiştir.

Birleşmiş Milletlerde terörizm ile mücadele

Birleşmiş Milletler ve bağlı kuruluşların geliştirdikleri geniş kapsamlı 12 sözleşme ve protokolden oluşan uluslararası anlaşmalar ağı, terörizmle ve terörizmin finansmanı ile mücadele için gerekli yasal zemini oluşturmaktadır. Söz konusu sözleşme ve Protokoller;
14 Eylül 1963 tarihinde Tokyo’da imzalanan, “Uçak İçinde İşlenen Suçlar Ve Diğer Eylemler Hakkında Sözleşme”,
16 Aralık 1970 tarihinde Lahey’de imzalanan “Uçağın Hukuka Aykırı Olarak Ele Geçirilmesinin Ortadan Kaldırılması Hakkında Sözleşme”,
23 Eylül 1971 tarihinde Montreal’de imzalanan “Sivil Havacılık Güvenliğine Karşı Eylemlerin Önlenmesine İlişkin Sözleşme”,
23 Eylül 1971 tarihinde Montreal’de imzalanan “Sivil Havacılık Güvenliğine Karşı Eylemlerin Önlenmesine İlişkin Sözleşme” ye ek 24 Şubat 1988 tarihinde Montreal’de imzalanan protokol,
14 Aralık 1973 tarihinde New York’ta imzalanan “Diplomatik Görevliler Dahil Uluslararası Alanda Koruma Altındaki Kimselere Karşı İşlenen Suçların Önlenmesi ve Cezalandırılması Hakkında Sözleşme”,
17 Aralık 1979 tarihinde New York’ta imzalanan “Rehin Almaya Karşı Sözleşme”,
03 Mart 1980 tarihinde Viyana’da imzalanan “Nükleer Materyallerin Fiziki Korunmasına ilişkin Sözleşme”,
10 Mart 1988 tarihinde Roma’da imzalanan “Deniz Taşımacılığında Yasaya Aykırı Eylemlerin Ortadan Kaldırılması Hakkında Sözleşme”,
10 Mart 1988 tarihinde Roma’da imzalanan “Kıta Sahanlığı Üzerine Yerleştirilmiş Sabit Platformların Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Protokol”,
01 Mart 1991 tarihinde Montreal’de imzalanan “Plastik Patlayıcıların Tanımlanabilir Biçimde İşaretlenmesi Sözleşmesi”,
15 Aralık 1997 tarihli “Terörist Bombalama Eylemlerinin Önlenmesi Sözleşmesi”,
09 Aralık 1999 tarihinde New York’ta imzalanan “Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Sözleşmesi”dir.

Türkiye, terörizme ilişkin 12 Birleşmiş Milletler sözleşme ve protokolünü imzalamış ve usulüne uygun olarak onaylamıştır. Anayasanın 90. maddesi hükmü gereği usulüne uygun olarak kabul edilen anlaşmalar kanun hükmünde olacağından ve anayasaya aykırılıkları iddia edilemeyeceğinden dolayı, Türkiye mevcut iç hukuk mevzuatını bu anlaşma hükümlerine uygun hale getirmek ve aykırı hükümleri değiştirmek sorumluluğu altına girmiştir.

Diğer taraftan Birleşmiş Milletler yukarıda bahsedilen sözleşme ve protokollerin yanı sıra Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi nezdinde bir takım kararlar yayınlamıştır. Bu kararların çoğunluğu belli bazı terör gruplarını veya teröristleri hedef almakta, bu kişi ve kuruluşların malvarlıklarının dondurulmasını öngörmekte ve ülkeleri bu konuda geniş çaplı bir işbirliğine çağırmaktadır. Bu kararlar arasında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1455, 1526, 1333, 1368, 1390, 1269, 1566, 1624, 1267 ve 1373 sayılı kararları sayılabilir.

1267 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ile devletler Taliban’ın sahip olduğu veya dolaylı veya dolaysız olarak kontrol ettiği, mallardan elde ettiği veya sağladığı fonlarda dahil olmak üzere Komite tarafından tespit edilen fonlarını ve diğer mali kaynaklarını donduracaklardır. Ayrıca bütün devletler, her hangi bir uluslararası anlaşma veya sözleşme ile getirilen hak ve yükümlülükleri bulunsa bile bu karar hükümlerine harfiyen uyum göstermek zorundadırlar.

Diğerlerinden farklı olarak 28.09.2001 tarih ve 1373 sayılı BMGK kararı ile de belli kişiler veya örgütler hedef alınmamış, genel olarak terörist eylemlerin finansmanının önlenmesi ve cezalandırılması, terörist eylemleri işlemek için kullanılacağı bilinerek kasten mali kaynak temini ve toplanmasının suç haline getirilmesi, teröristlerin ve terör örgütlerinin malvarlıklarının dondurulması öngörülmüş ve üye devletlere işbirliği çağrısında bulunulmuştur.

14.09.2005 tarihli Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1624 sayılı Kararında ise; sadece teröristlerin değil terörizmi teşvik edenlerin de cezalandırılması için üye ülkeler yasal düzenlemeler yapmaya çağrılmakta, ayrıca bu eylemlerin haklılığını savunanlara, mazeret bulanlara ve onları yüceltenlere karşı gerekli önlemlerin alınması ve bunun yanı sıra terörle ilişkisi saptananlara “güvenli bölgeler” yaratılmasının önlenmesi üye devletlerden istenmektedir. Kararda, ayrıca, “terör tanımı” yapılmamakta, ancak “amacı ne olursa olsun, ne zaman olursa olsun ve kimin tarafından yapılırsa yapılsın terörizm, güvenlik ve barışın bir numaralı tehdidi” olarak kabul edilmektedir.


AVRUPA KONSEYİ'NDE TERÖRİZM İLE MÜCADELE
Tedhişçiliğin Önlenmesi Avrupa Sözleşmesi

Avrupa Konseyi bünyesinde doğrudan terörizmle mücadele alanında hazırlanan tek Sözleşme olan Tedhişçiliğin Önlenmesi Avrupa Sözleşmesi 27 Ocak 1977 tarihinde üye ülkelerin imzasına açılmış ve 4 Ağustos 1978 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ülkemiz Sözleşmeyi imzaya açılma tarihinde imzalamış ve 19 Mayıs 1981 tarihinde onaylamıştır.

Tedhişçiliğin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi, terör faaliyetleri ile itham edilen kişilerin ilgili ülkeye iade edilmesi yahut bulundukları ülkede yargılanmalarının sağlanması temeli üzerine kurulu bulunmaktadır.
Avrupa Konseyi bünyesinde terörizmle mücadelede alanında alınabilecek önlemler konusunda öneri ve telkinlerde bulunmak üzere oluşturulmasına karar verilen ve “Terörle Mücadele Çok Disiplinli Grubu”nca (GMT) hazırlanan 1977 tarihli Tedhişçiliğin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi’nin tekrar gözden geçirilmesine yönelik protokolde ise, 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’de meydana gelen saldırılar sonrasında oluşan küresel yaklaşım paralelinde etkinleştirilmeye çalışıldığı, bu çerçevede özellikle terör suçlarının ifade edildiği Sözleşmenin 1. maddesinin kapsamının genel anlamda uluslararası sözleşmelere atıfta bulunularak genişletilmek istendiği görülmektedir.
Bu itibarla, 1. maddede genişlemeye konu olan terör suçları; Denizlerde Seyrüsefer Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Cezalandırılmasına Dair Sözleşme’nin uygulama alanındaki suçlar, Kıta Sahanlığında Kurulu Sabit Platformların Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Protokol’un uygulama alanındaki suçlar, Terörist Bombalamaların Önlenmesine İlişkin Uluslar arası Sözleşme’nin uygulama alanındaki suçlar ve Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslar arası Sözleşme’nin uygulama alanındaki suçlar da madde metnine dahil edilmekte ve bu sözleşmelere ilişkin suçları işleyenlerin “siyasi suçlu” sayılması engellenerek iade prosedüründeki olumsuzluklar ortadan kaldırılmaktadır.
Yine Sözleşmenin 2. maddesinde gerçekleştirilen değişikle; terör suçu kavramı, Sözleşme ve Protokolde sayılan terör suçlarını sadece işleyenler açısından değil, bu suçları işlemeye teşebbüs edenler, suç ortağı olarak iştirak edenler ve azmettirenlerin fillerini de kapsayacak şekilde genişletilmiştir.
Ayrıca Sözleşmenin 13. maddesinde öngörülen ve Sözleşmeye taraf Devletlere tanınan “çekince koyma” hakkına getirilen sınırlamalar ve denetim mekanizmasının daha etkin hale getirilmesini amaçlayan düzenlemeler, bu çerçevede öngörülen yeniliklerdir.

Terörizmin Önlenmesi Avrupa Konseyi Sözleşmesi

Avrupa Konseyi Terörizm Uzmanlar Komitesinin (CODEXTER) hazırlamış olduğu “Terör Suçlarıyla Mücadele” sözleşmesinin en çarpıcı özelliklerinden birisi de önsöz (Preamble) kısmında terör suçlarının amaçlarının tanımlanmış olmasıdır. Buna göre Terör Suçlarının amacı; “ Özünde var olan haksız gerekçelerle bir toplumu korkutma veya bir hükümeti veya uluslar arası bir kuruluşu herhangi bir şeyi yapmaya veya yapmamaya zorlamakveya bir ülkenin veya uluslar arası bir kuruluşun anayasal, sosyal, siyasi ve ekonomik alanlardaki temel yapısını ciddi olarak sarsmak veya tahrip etmek“ olarak tanımlanmıştır.
Sözleşme, insan haklarına, temel hak ve özgürlüklere saygıyı esas almakla birlikte, terörle mücadele alanında BM bünyesinde daha önce düzenlenmiş olan ve Türkiye’nin de taraf olduğu (10) uluslar arası sözleşmenin terör suçu olarak tanımladığı eylemlere ilave olarak; terör Amacıyla Halkı Kışkırtmak, terör Örgütüne Eleman Kazandırma, terör Amaçlı Eğitim Verme yeni suç tipi olarak tanımlanmıştır. Sözleşmeye taraf olan ülkelere bu yeni suçlara kendi Ulusal Ceza Kanunlarında yer verme ve etkili ve caydırıcı yaptırım öngörme zorunluluğu getirilmektedir.
Sözleşme Mayıs 2005 tarihinde Polonya’da yapılan 3. Avrupa Konseyi Zirvesinde taraf devletlerin imzalarına açılmıştır. Ülkemiz, söz konusu Sözleşmeyi imzalamış, halen de onay aşamasındadır.

FATF ve Terörizmin Finansmanı ile Mücadele

FATF, 1989 yılında G-7 ülkeleri (ABD, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Kanada) tarafından OECD bünyesinde kurulmuştur. FATF’ın kurulmasıyla bir anlamda karaparanın aklanmasıyla mücadeleye ilişkin tavsiyeler bütünü oluşturulmuştur. FATF’ın 31 ülke ve 2 bölgesel kuruluş olmak üzere toplam 33 üyesi bulunmaktadır. Türkiye 24 Eylül 1991 tarihinde FATF’a üye olmuştur.
FATF tarafından 1990 yılında hazırlanan ve biri 1996 yılında diğeri ise 2003 yılında olmak üzere 2 kez revize edilen 40 Tavsiye Kararı, karaparanın mali sistem aracılığıyla aklanmasını önlemek amacıyla üye ülke mevzuatlarını yakınlaştırmak ve uluslararası işbirliğini sağlamak amacıyla alınacak tedbirlere bir çerçeve çizmekte ve evrensel bir uygulama alanı yaratmaktadır.
FATF, New York ve Washıngton D.C‘deki 11 Eylül 2001 olaylarını takiben terörizmin finansmanı konusunun taşıdığı önem dolayısı ile tamamen bu konuya yönelik olarak 29-30 Ekim 2001 tarihleri arasında olağanüstü bir toplantı düzenlemiş ve bu toplantı neticesinde daha önce karaparanın aklanmasının önlenmesine yönelik olan hükümlerini terörizmin finansmanını da kapsayacak şekilde genişletmiştir. Yine aynı toplantıda tüm ülkelerin kabul ettiği ve uygulamasının öngörüldüğü, terörizmin finansmanı ile mücadeleye yönelik 8 özel tavsiye, 40 tavsiyeye ek olarak geliştirilmiştir. Bu 8 özel tavsiyeye 22.10.2004 tarihinde 9. özel tavsiye eklenmiştir.
 

Benzer konular


Üst